BlogSalgın ve Karantina Bağışıklık Sistemini Nasıl Etkiliyor?

Bir yıldan daha uzun bir süredir, dünya COVID-19 salgınıyla mücadele ediyor. Pek çok insan, uzun bir süredir kısıtlamalar, karantina dönemleri ve sosyal mesafeler ile yaşıyor. El dezenfektanı ve maskeler hayatımızın merkezinde yer alıyor. Peki, tüm bu yaşam tarzı değişiklikleri sağlığımızı ve bağışıklık sistemimizi nasıl etkiliyor? Bu yazıda, diğer insanlarla aramıza mesafe koymanın, pandemi sırasında yetişkinlerin ve çocukların bağışıklık sistemi üzerinde nasıl bir etkiye sahip olabileceğinden bahsedeceğiz…

Uzmanlar, insanların artık birbirine yaklaşmadığı göz önüne alındığında, bağışıklık sisteminin zorlanıp zorlanmadığı konusunda bazı endişelerini dile getiriyor. Böyle bir ortamda akla, “bağışıklık sistemimiz hastalığa neden olan ajanlar ile nasıl savaşacağını unutabilir mi?” sorusu akla geliyor. Ancak, bağışıklık sistemimiz bu şekilde çalışmıyor.

Bir kişi yetişkin olduğunda, bağışıklık sistemi zaten bol miktarda bakteri ve virüse maruz kalmış ve bu işgalcilere karşı bir savunma gerçekleştirebilmiştir. Bu nedenle, bağışıklık sistemi bu organizmaları nasıl yok edeceğini çoktan öğrenmiştir. Dolayısıyla, uzun süren karantinalardan bile onlarla nasıl savaşacağını unutmayacaktır. Peki, bağışıklık sistemi hala öğrenme aşamasında olan küçük çocuklar için durum nasıl?

Çocuklar ve “Hijyen Hipotezi”

 

Salgın ve Karantina Bağışıklık Sistemini Nasıl Etkiliyor?

Birçok ebeveyn, adını bilmese bile, “hijyen hipotezi”ne aşinadır. Aslında bu, çocuklar enfeksiyonlardan korumak için sık el yıkama gibi hijyen önlemlerinden kaynaklanan alerjik koşullardaki artışın, çocukluk döneminde mikroplara maruziyetin azalması arasında bir bağlantı olduğu anlamına gelir.

Bu bağlantıdan, ilk kez 1989 yılında Dr.David Strachan’ın bir makalesinde bahsedildi. 216 yılında yayınlanan bir makalede de, bu makalenin orijinal hali incelendi. Bu makaleye göre;

“Bağışıklık sistemi bir çeşit öğrenme aracıdır. Kişi dünyaya geldiğinde, yazılım ve donanımı olan ancak verisi henüz az olan bir bilgisayar gibidir. Diğer insanlar ve çevreden gelen ajanlar ile temas yoluyla, hayatının ilk yılında ek verilere sahip olmalıdır. Bu veriler yetersiz olduğunda, bağışıklık sisteminin düzenleyici mekanizmaları yetersiz ve başarısız kalabilir. Sonuç olarak, sistem yalnızca zararlı organizmalara değil, aynı zamanda toz, polen  ve gıda alerjenleri gibi alerjiye neden olan zararsız hedeflere de saldırmaya başlar. Son 30 yıllık süreçte astım, saman nezlesi, egzama ve gıda alerjilerindeki artış, muhtemelen bu enfeksiyonlara maruziyetin azalmasından kaynaklanıyor olabilir. Çocukların yerde oynayarak kirlenmeleri ve birçok ortamda çok sayıda insana maruz kalmaları gerekli. Bunun sonucu, sağlıklı bir bağırsak bakteri popülasyon ile bağlantılı güçlü bir bağışıklık sistemi olacaktır.”

Bu bilgileri akılda tutarak, anne ve babaların, sosyal mesafe ve karantinaların çocukların bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri konusunda endişelenmek gerekir mi? Cevap, hem evet hem hayır.

Bazı Mikroplar Dost, Bazıları Düşmandır

Salgın ve Karantina Bağışıklık Sistemini Nasıl Etkiliyor?

Bilimsel kanıtlar, mikrop ve konak etkileşimleri tarafından yönlendirilen bağışıklık düzenleme kavramını destekliyor. Dolayısıyla, “hijyen hipotezi” terimi yanıltıcı bir isimdir. Halkın anladığı gibi, bu yabancı organizmalara maruziyetteki klinik olarak önemli değişikliklerden, hijyenin sorumlu olduğuna dair hiçbir iyi kanıt bulunmuyor.

2016 yılında yayımlanan makalede, bunun aynı zamanda bulaşıcı hastalık sorunlarının, hijyenin daha az değil, daha önemli hale geldiği anlamına geldiği bir zamanda gerçekleştiği belirtiliyor. Bu, özellikle COVID-19’a neden olan solunum yolu virüsleri için geçerlidir.

Virüsler antibiyotikler ile tedavi edilmediğinden; ellerin yıkanması ve yüzeylerin temizlenmesi gibi hijyen uygulamalarıyla önlenmesi çok önemlidir.

Bu makale, aynı zamanda, yaşamın erken dönemlerinde mikroplara maruz kalmak, aslında soğuk algınlığı, kızamık veya diğer çocukluk hastalıkları değil, daha çok bağışıklık sisteminin geliştiği avcı-toplayıcı döneminde zaten var olan mikroplar olduğunu öne sürüyor. Bu mikroplar, hem iç hem de dış ortamlarda yaşayan türleri içerir. Bunlar, diğer insanların solunum yollarından, bağırsaklarından ve cildinden gelir.

Araştırmacılar, bağırsaklardaki bu “eski dostlar”a maruz kalmanın hayati bir önem taşıdığını belirtiyor. Çünkü bunlar, bağışıklık sistemini dengede tutan ve alerjilerin altında yatan bir neden olan aşırı reaksiyonu önleyen düzenleyici sistemlerle etkileşime girmektedir. Bu noktada, mikrobiyal maruziyetin çeşitliliği anahtardır.

Yaşamın içerisinde bu eski dost bakterilere maruz kalma için en önemli zamanlar; hamilelik, doğum ve bebeklik döneminin ilk aylarıdır. Ayrıca, anne ve kardeşlerin sürekli maruz kalması da hayati önem taşıyor. Aynı şekilde, evcil hayvan sahibi olmak, evdeki genel mikrop çeşitliliğini artırıyor.

El Dezenfektanı Dost Mu Düşman Mı?

 

Salgın ve Karantina Bağışıklık Sistemini Nasıl Etkiliyor?

Peki, tüm bu el yıkama ve dezenfektanlar için durum ne? Bu davranışlar, çocukların bağışıklık tepkisini nasıl etkiliyor?

Pek çok araştırmacı, aşırı temizlik yoluyla, steril evler yatabileceğimiz fikrini mantıksız buluyor. Mikroplar ne kadar hızlı uzaklaştırılırsa, insan vücudundan ve evcil hayvanlardan dökülen mikroplar ve eve getirilen yiyecekler yoluyla değiştirilirler.

Beslenme değişiklikleri ve artan antibiyotik kullanımı dahil olmak üzere yaşam tarzı ve ortamdaki değişikliklerin yanı sıra hızlanan kentleşmenin mikrop maruziyetimizde değişikliklere yol açtığını da unutmamak gerekiyor. Bu da, muhtemelen egzama, saman nezlesi ve gıda alerjileri gibi alerjik durumlardaki artışın bir nedeni. Bununla birlikte araştırmalar, alerjilerdeki artışın temel nedeninin obsesif hijyen ve temizlik olduğu şeklindeki görüşü artık desteklemiyor. Bu da, salgın döneminde küçük çocuklar ve anne-babaları için olumlu bir haberdir.

Veriler artık normal doğum ve kardeşler arasındaki fiziksel etkileşimi teşvik edecek kadar güçlüdür. Bebek arabasındaki bebekler dahil, çocukların daha fazla spor ve diğer açık hava etkinliklerine katılmaları öneriliyor. Buradaki çıkarım, evde sıkışıp kalmış haldeki aileler için bu kadar popüler hale gelen açık hava yürüyüşlerinin, bebekleri bu hayati mikroplarla tanıştırmak için faydalı olmasıdır.

Anne Sütü İçen Bebeklerde Bağışıklığı Güçlendirmek

Bir kadın bebeğini emziriyorsa, bu da bağışıklık sistemi için faydalıdır. Bu, özellikle daha fazla insanla ve dolayısıyla daha çeşitli mikroplarla olağan temasın olmadığı durumlarda önemlidir.

2020 yılında yayımlanan bir çalışmada, pandemi sırasında doğan bebekler için anne sütünün çok önemli olduğu vurgulanıyor. Bunun nedeni; yalnızca protein, karbonhidrat ve yağlar gibi temel besinleri değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminin geliştiren ve bebekleri patojenlerden koruyan çok sayıda faktörü de içeriyor olmasıdır.

Anne sütü ayrıca, bağışıklık hücreleri de içerdiğinden bağışıklık sistemini daha da güçlendirmektedir.

Karantinanın Bağışıklık Üzerindeki Psikolojik Etkileri

Karantinanın Bağışıklık Üzerindeki Psikolojik Etkileri

Bağışıklık sisteminin fiziksel yönlerinden bahsettikten sonra, biraz da psikolojik etkilerden bahsedelim…

Yetişkinler ve büyük çocuklar, bağışıklık sistemlerinin mikroplar ile nasıl savaşacağını hatırlayacağını bilerek rahat bir nefes alsa da, bulmacada gözden kaçırılmaması gereken bir diğer önemli parça da “stres” tir.

Bilimsel bir dergide yayımlanan bir çalışmada; fiziksel mesafenin COVID-19’un yayılmasını en aza indirmesini sağlasa da, karantinaların kalp sağlığı ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileme potansiyeline sahip olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar ayrıca, karantinanın ardından, bedenin güçlüklere tepki verme yeteneğinin azalmasında tetikleyici faktörün fiziksel uzaklıktan çok psikolojik olduğunu belirtiyor.

Karantina ve sosyal mesafe süresi arttıkça, sıkıntı ve yalnızlık artıyor. Bu nedenle, bağışıklık sistemindeki yukarıda bahsedilen değişikliklerin zamanla daha belirgin hale gelmesi muhtemeldir.

Kronik stres, koruyucu bağışıklık tepkisini bastırabilir. Ayrıca, patolojik bağışıklık tepkilerini şiddetlendirebilir. Yetişkinlerde bağışıklık sistemi için endişe kaynağı olan, mikroplarla etkileşim eksikliğinden ziyade karantina ve salgının yarattığı strestir.

Sonuç Olarak…

Yetişkinler, çocuklar ve bebekler için; açık havada yürüyüş ve diğer fiziksel aktiviteler gerçekleştirmek, bağışıklık sistemi için önemlidir. Büyük çocuklar ve yetişkinler için, temiz hava almak ve açık hava aktiviteleri, aynı zamanda stresin bağışıklık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya da yardımcı olabilir.

Bebekler için dışarıda mikroplara maruz kalmak, sağlam bir bağışıklık sisteminin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Şu anda, pandemide doğan bebekler üzerinde nasıl etkilere neden olduğunu inceleyen çalışmalar devam etmektedir. Ayrıca, 2020 yılının Mart ayından beri doğan bebeklerde alerjide artış olup olmayacağı veya karantinalardan kaynaklanan viral enfeksiyon oranındaki azalmanın ve artan hava kalitesinin, bebeklerde alerjik durumları daha yaygın hale getirip getirilmeyeceği de araştırılıyor.

Ancak, pandeminin diğer yönlerinde olduğu gibi, bu konuda da kesin sonuçlar elde edilmesi gerekiyor.